İSTANBUL'UN RUHU VE KALBİNİN SİMGESİ TERSANE İSTANBUL

 












600 yıl sonra yeniden hayata geçirilen bir mirasın öyküsü bu.  Eski adıyla Tersane-i  Amire, Yeni adıyla Tersane İstanbul.

 İstanbul'un kalbi ve ruhu olarak adlandırdığımız Haliç'in yaklaşık 2 km lik kuzey sahil şeridinde, 3 yüzyıldır var olan bir alanda yepyeni ama tarihi dokusunu bozmadan, o eski İstanbul'un kültürel mirasının vizyonlaşmış halini gördünüz mü..?

Geçenlerde kızımla birlikte, yağmurlu bir günde burayı ziyaret ettik. Gezdikçe büyülendim adeta. Giriş kısmında bulunan yaşam alanları, evler son derece modern, bir o kadar da nostaljik bir hava veriyordu.







Tarihçesini biraz araştırıp merak edenler için özetledim.

 İstanbul'un en geniş miras alanı Tersane-i Amire, Osmanlıların denizcilik alanında devrimler ve icatlar yarattığı tarihe tanıklık etmiş bir dönemin eseridir. M.Ö 7. Yüzyılda Bizans ve Konstantinopolis liman kenti tarihine hizmet eden Tersane, 1453 yılında Fetih'le beraber başkent olan İstanbul'un ticaret merkezi olmuştur. Dünyanın dört bir yanından gelen tüccarların tercih ettiği kozmopolit bir ticaret merkezi olmuş yıllarca. Stratejik bir konumda olması, bir çok ticarethanelerin ve depo alanlarının, gemi tamiri, yapımı gibi işlevlerinden dolayı zamanla burası İstanbul'un ve daha sonra dünyanın en önemli ana sanayi bölgelerinden biri olmuştur. 

Doğal bir liman olarak adlandırabileceğimiz Haliç'de konumlandırılmış Tersane-i Amire, eski İstanbul'un tarihi yarımadasında bulunduğu konum ve liman ticaretiyle başlayıp daha sonraları çok amaçlı bir kompleks alanına dönüşmüştür. Osmanlı'nın en çok önem verdiği, denizlerdeki gücünü gösterdiği, ana sanayi bölgesi burasıydı. Osmanlı padişahları burayı sürekli geliştirdiler ve 16. 17. yüzyılda Akdeniz'in en büyük gemi yapım merkezi yaptılar. Deniz mühendisliğinde çığır açılmış, öncü buluşlar ve yaratıcılık zirveye çıkmış. Kızaklar, torpido fabrikaları, pervane dökümhanesi, hastane, hamam ve okul gibi kompleks bir sanayi bölgesi yüzyıllarca İstanbul'un endüstri piyasasını başarıyla taşıdı. 1918 yılında İstanbul'un işgalinden sonra tersane Gölcük'e taşındı. 1941'de Boğazlar Sözleşmesiyle tekrar Haliç'e döndü. Bu tarihten sonra yani Cumhuriyet döneminde daha çok gemilerin rutin bakım ve onarımı için kullanıldı. 

1995 yılında endüstriyel yapıların yeniden yapılandırılması ve işletilmesi adına Tersane-i Amire sit alan olarak ilan edildi. Bu kapsamda 2010 yılında Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından projelendirilip, 2019'da o zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından temeli atıldı. 

2013 yılında yap işlet devret ihale yöntemiyle 49 yıllığına Tersane İstanbul'un yönetim kurulu başkanı Fettah Tamince'ye verildi. İstanbul'un kültürel ve tarihi dokusunu bozmadan, yüzyıllarca etrafındaki o yüksek duvarlardan kurtarılıp, Haliç'in muhteşem manzarasında Ayasofya'dan Balat'a, Süleymaniye'den Fatih Camisine, Fener Rum Patrikhanesinden Demir Kiliseye bakan bambaşka bir vizyona sokuldu. 

Haliç!in kuzeyinde 1.8 km'lik sahil şeridiyle, 27 tane tarihi yapısıyla, konaklama, yerleşim, sanat ve kültür aktivitelerinin sağlanacağı alanlar, binalar, gastronomi ve alışveriş için en ünlü restoranlar, mağazalar, büyük bir AVM, çocuklar için tiyatrolar, oyun alanları, şimdilik 4 müze, eğlence mekanları ve sahil şeridinde doyasıya manzarayla, geçen gemileri izleyip, karşıdan Galata'ya selam veriyorsunuz. 

Ayrıca 5700 araç kapasiteli oto parkıyla park sorunu yaşamıyorsunuz. Turistler için de İstanbul'un göbeğinde böyle muhteşem bir yerde, lüks otellerde konaklamak İstanbul'un vizyonuna değer katıyor.

Türkiye'nin en büyük sanayi ve kültürel miras alanı Tersane-i Amire, İstanbul'un en güzel yerinde, muhteşem bir değişimle Türk Halkına kazandırılmıştır. Tarihe tanıklık etmiş Haliç'in muhteşem siluetine bakan yeni bir pencereden, geçmişle geleceği sentezleyip, yeni bir kent kültürünü burada hissedebilirsiniz. Bu tam olarak verilmiş diyebilirim. Her detayı özenle düşünülmüş bir mimarlık abidesi olmuş. Tek kelimeyle bayıldım.

İstanbul'da gidilecek yerler arasında en başı çeken bir lokasyon olarak görüyor ve sizlere de tavsiye ediyorum. Herkese Sevgiler, Selamlar.

                                                                                                         Dilek Toksoy































Seferihisar'ın Turuncu Şenliği Mandalina Festivali

Merhabalar, sizlere Mandalinanın başkenti Seferihisar'dan sesleniyorum. Buralarda son günlerde mis gibi mandalina kokusu esiyor, her yer mandalina kokuyor, her yer turuncuydu, o kadar güzel ki..














 Seferihisar Belediyesinin katkılarıyla düzenlenen 25. Seferihisar Mandalina Şenliği her zamanki gibi çok eğlenceli ve güzel geçti. Mandalina üreticilerinin emeğini, bereketini,  ve sürdürebilirliğinin öneminin yansıtıldığı festivale Seferihisarlılar büyük bir ilgi gösterdi, çevre illerden gelen turlar dolusu insanlar Seferihisar’ın keyfini doyasıya çıkardılar. Dolayısıyla oteller, mekanlar çok iyi iş çıkardı bugün. Birlikte dayanışma, destek verme adına çok renkli bir gün geçirdik. 


Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin açılışı İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve protokol ile kortej yürüyüşüyle başlattı. Arkalarındaki insan seliyle konfeti yağmurunda  festival alanına yürüdüler. Festival konuşmasında İsmail Yetişkin kendisinin de bir çiftçi çocuğu olduğunu ve bu toprakların emeğini, kültürünü çok iyi bildiğini, Seferihisar'ın değerlerinin her zaman yaşatılacağının ve daha ileriye götürüleceğinin sözünü verdi. Üreticinin emeğinin karşılığını bulamadığını, fiyatların maliyeti karşılamadığını belirterek, devletin ve tüm yetkili kurumların mandalina üreticileri için acil önlemler alması gerektiğini söyledi. "Üreticinin alın teri, bu memleketin geleceğidir. Bizler bu geleceğe sahip çıkmak zorundayız. "Dayanışmayla güçleneceğiz, toprağımıza sahip çıkacağız, üretime devam edeceğiz ve yarınlarımıza umutla yürüyeceğiz." diyerek konuşmasını tamamladı. 

Dr. Cemil Tugay konuşmasında ; "Bu mücadeleyi birlikte yapacağız, sokakları mis gibi mandalina kokan bu şehirde , burada olan ve olmayan herkese sesleniyorum; büyük milletimizin herhangi bir yanlış önünde diz çökeceğini düşünenler varsa, boşuna hayal kuruyorlar. Bizler hiç bir yanlışın önünde diz çökmeyeceğiz. Bütün sorunlarımızı ve sıkıntılarımızı çalışarak, birbirimize sahip çıkarak çözeceğiz. Bu işin mücadelesini yapan herkes burada. Bu büyük mücadele grubuna hepinizi katılmaya davet ediyorum." dedi. 


Sunuculuğunu  Mehmet Necati Şentürk'ün yaptığı şenlikte sahne hiç boş kalmadı, Seferihisar'ın yetiştirdiği müzisyenler, dansçılar ve en dikkat çeken Seferi Çınar Yaş Alma Merkezinin sunduğu halk oyunları dans gösterisi büyük ilgi gördü. En iyi mandalinalı yemek, En iyi mandalinalı tatlı, Seferihisar'ın kral ve kraliçe  yarışması, En iyi mandalina yetiştiricisi, En iyi hediyelik eşya üreticisi, Rebeteos dans gösterisi , Orhanlı Köyü Doğa ve Gençlik Spor Kulübü Ekibi Gösterisi, Chaos Famos konseri, Neşeli Bale ve Dans Akademisinin gösterileri ilgiyle izlendi. En son Duygu Yaparsoy konseri ve Haluk Levent konseri muhteşemdi. Haluk Levent İzmir'i İzmir'de Haluk Levent'i çok seviyor. 

Festival alanı ve sokaklar aşırı kalabalıktı, mandalina üreticileri satamadıkları mandalinaların hiç olmazsa bir kısmını satmış oldular. Bir hayli stand vardı ve hepsi birbirinden güzel el emeği doğal ürünlerle doluydu. Fakat mandalina üreticileri hala mandalinalarını ağaçlarda bekletiyorlar, çünkü bu yıl alıcı çok az para veriyor diye satamıyorlar. Bu güzelim mandalinaların çürümesine göz yumulamaz. Burada emek var toprağın bereketi var ve bir takım insanlar üreticileri zor durumda bırakmamalıdır. Lütfen buna bir çözüm bulunsun, devlet yetkilileri acilen çözüm üretsinler. Çünkü mandalinalar fazla beklemeye gelmez, çürürler. Mandalina üreticileri çok endişeli gerçekten hepsiyle konuştum ve emekleri ziyan olmasın diliyorum. 

Gelelim Seferihisar Mandalinasının neden bu kadar ünlü, neden bu kadar lezzetli olduğuna. Hemen kısaca açıklayayım ; Seferihisar Mandalinası ince ve pürüzsüz bir kabuk ve ince dilim zarına sahip olması,  Satsuma mandarinine özgü basıklığı göstermesi ile tat ve aromasının güzelliğidir. Ne çok tatlı ne çok ekşi.. Kuzeyi kapalı, güneyi açık, nem birikimi sağlayan söz konusu bölgede Satsuma mandalina türünün kabuğu daha ince olmakta ve meyve şekli yassılaşmaktadır. Ege’nin diğer yörelerinde yetişen mandalinalardan farklı kılan özelliği Seferihisar Mandalinasının rengi ağaçtayken sararır ve iklim, toprak koşulları nedeniyle doğal rengi sarı olan ürüne sarartma uygulanmamasıdır. Dolayısıyla mandalina sarartma işlemi uygulanmadan , doğal haliyle yiyebileceğimiz mandalinalar coğrafi işaretli ürünler listesinde yer almaktadır.

Benim evimin olduğu bölgede yüzlerce mandalina ağacı var ve daha kabukları yeşilken koparıp yemek, o kokuyu hissetmek haz verici.
"Seferihisar’a Mandalina Fidanları 1953 yılında 600 adet Satsuma mandalinası dikilmesiyle başlamıştır. Seferihisar’da diğer yörelere nazaran kıyıdan uzaklaşıldığında yükselti hızla artmadığından mandalina yetiştiriciliğine yönelik daha geniş bir alan bulunur ve denize nispeten uzak bu alanlarda tuzluluk sorunu yaşanmaz. Topraktaki tuzluluk, mandalinada kaliteyi düşürür, bu sorun Seferihisar’daki mandalina bahçelerinde yaşanmaz. “Geğis” adı verilen ve denizden aldığı tuzlu nemi bahçelere taşıyan rüzgar mandalina ağaçlarında tuz yanıklarına sebep olurken, denize uzak bahçeleri çoğunlukta olan Seferihisar’da bu sorun asgari düzeydedir."
Bu bilgiler için @seferikeci ye teşekkürler 🙏

Bir de Seferihisar'ın hayvan dostu çok akıllı bir Ferdi'si var, onunla tanıştım. Ferdi evinin önünde tezgah kurup mandalina satıyor ve bu işi sadece sokak hayvanlarına mama alabilmek için yapıyor. Bu yaşta bu kadar duyarlı olduğu için, merhametli olduğu için, geleceğin başarılı girişimcisi Ferdi'yi tebrik ediyorum. Etrafındakilere de bulaşsın çocuğum. 














Şu an tezgahlarda kilosu 25 ile 30 tl arasında satılan mandalinanın bereketli olması ve yerlerde çürümeden sofralarımıza gelmesini umut ediyoruz. Bereketli topraklarımızda tarımı bitirmelerine izin vermeyelim.

                                       Sevgiyle kalın, mandalina kokulu Seferihisar'dan selamlar olsun. 

                                                                                              Dilek Toksoy




Manastır Han 'dan Kimler Gelmiş Kimler Geçmiş Acaba ? Bir de Ben










Edremit zeytinyağı tadım festivali için geldiğim ve konakladığım Manastırhan Kazdağları Butik Otel hakkındaki yorumlarımı yazmak istiyorum.
Burası cennette bir yer olmalı, bir baksanıza şu güzelliğe, doğanın cömertliğini fazla fazla gösterdiği bir yerdeyim. Kazdağlarının eteklerinde bir dere kenarında, asırlık ağaçlar, yemyeşil doğa, çiçekler, kuş sesleri harmonisinde hayallere dalıyorum, beynimi kemiren ne varsa unutuyorum, abartmıyorum, gerçekten öyle hissediyorum. Burası tam kafa dinlemelik bir yer, mesela yoga, meditasyon ve ritüeller için on numara 👍
Burası Manastırhan butik otel Kazdağları, Balıkesir Edremit’e bağlı Altınoluk ile Akçay arasında, Kazdağlarının eteklerinde eski bir Yunan manastırı olarak biliniyor. Osmanlı zamanında yolcu hanı olarak değiştirilmiş ve yolcuların konakladığı bir han olmuş. Önünden geçen derenin adı Manastır Deresi, köprü Manastır Köprüsüdür.
Burası konum olarak eski Osmanlı İzmir-Çanakkale yolu üzerinde ve İstanbul’a araçla 3.5 saat sürüyor.
Manastırhan o kadar güzel mimari yapıya sahip ki görmelisiniz. Her köşesi ayrı dizayn edilmiş, zevkli otantik tasarımlarla yenilenmiş yeni sahipleri Uğur ve Murat bey tarafından. Sanırım 5 yıl önce . Tamamiyle eski taş bina ve taşların döşenişi bile farklı. Kocaman bahçesi, havuzu, yazlık ve kışlık restoranı, havuz barı, kafeteryası ve 13 farklı odadan oluşan konseptiyle fark yaratıyor.
Toplantı ve konferans salonlarındaki ortam çok güzel ve buraya bunun için çok geliyorlar, hatta ben oradayken belediye başkanı kahvaltılı toplantı yapmıştı.
En dikkat çekici özelliği ise bahçenin kenarında 480 yıllık dev bir Çınar ağacının olması. Meğer Atatürk ölmeden önce Burhaniye ve Edremit tarafına giderken burada mola vermiş ve oranın muhtarı Ahmet Altay ile kahve içmiş , ona büstünü hediye etmiş. Bunu duyunca sanki Atamı yanımda hissettim, onun yıllar önce burada bulunması önemli bir detay ve bu yüzden Anıtlar kurulu bu dev çınarın adını Atatürk Çınar Ağacı olarak tescillemiş.
Gelelim restoran kısmına ; yetenekli şeflerin ellerinden Kuzey Ege mutfağına dair her yemeği yapıyorlar. Taze, mevsimlik sebzeler, meyveler kullanılıyor. Mutfağı gezdim, tertemiz ve düzenliydi. Restoran bölümü on numara , eskiye dair otantik, nostaljik eşyalar, soba ve büfeler, masalar hepsi çok özenle seçilmiş besbelli 👍
Kahvaltı tabağı abartısız, canınız ne isterse hemen yapıyorlar. Sonra kahve içmek burada o kadar keyifli ki ❤️ Dere kenarında su sesi var bir yandan restoranın müzik arşivinde çalan “ fikrimin ince gülü “ çalıyor ve ben o ana kitleniyorum.
Biraz da sahiplerinden bahsedeyim. İki erkek kardeşin işlettiği bu butik otel Uğur ve Murat bey dünya tatlısı insanlar, beni çok güzel çok samimi ağırladılar. Gelen her müşteriye misafir gözüyle bakıyor ve çok ilgileniyorlar. Bahçede 4 tane köpek var, onlara zaten bayıldım. Bunun dışında cins kuşlar da var. Dedim ya burası bir cennet ve burada insanın ömrü uzar, dert tasa kalmaz.
Kaldığım oteller içinde en çok beğendiğim otel Manastırhan Kazdağları Butik Otel diyebilirim, hatta eminim. Daha güzelini görene kadar 😍
Tekrar burada kalmamı sağlayan @festoliveedremit @edremitticaretodası ve @edremitbel e çok çok teşekkür ediyorum. Ve tabiki Uğur beye de sonsuz teşekkür ediyorum.