600 yıl sonra yeniden hayata geçirilen bir mirasın öyküsü bu. Eski adıyla Tersane-i Amire, Yeni adıyla Tersane İstanbul.
İstanbul'un kalbi ve ruhu olarak adlandırdığımız Haliç'in yaklaşık 2 km lik kuzey sahil şeridinde, 3 yüzyıldır var olan bir alanda yepyeni ama tarihi dokusunu bozmadan, o eski İstanbul'un kültürel mirasının vizyonlaşmış halini gördünüz mü..?
Geçenlerde kızımla birlikte, yağmurlu bir günde burayı ziyaret ettik. Gezdikçe büyülendim adeta. Giriş kısmında bulunan yaşam alanları, evler son derece modern, bir o kadar da nostaljik bir hava veriyordu.
Tarihçesini biraz araştırıp merak edenler için özetledim.
İstanbul'un en geniş miras alanı Tersane-i Amire, Osmanlıların denizcilik alanında devrimler ve icatlar yarattığı tarihe tanıklık etmiş bir dönemin eseridir. M.Ö 7. Yüzyılda Bizans ve Konstantinopolis liman kenti tarihine hizmet eden Tersane, 1453 yılında Fetih'le beraber başkent olan İstanbul'un ticaret merkezi olmuştur. Dünyanın dört bir yanından gelen tüccarların tercih ettiği kozmopolit bir ticaret merkezi olmuş yıllarca. Stratejik bir konumda olması, bir çok ticarethanelerin ve depo alanlarının, gemi tamiri, yapımı gibi işlevlerinden dolayı zamanla burası İstanbul'un ve daha sonra dünyanın en önemli ana sanayi bölgelerinden biri olmuştur.
Doğal bir liman olarak adlandırabileceğimiz Haliç'de konumlandırılmış Tersane-i Amire, eski İstanbul'un tarihi yarımadasında bulunduğu konum ve liman ticaretiyle başlayıp daha sonraları çok amaçlı bir kompleks alanına dönüşmüştür. Osmanlı'nın en çok önem verdiği, denizlerdeki gücünü gösterdiği, ana sanayi bölgesi burasıydı. Osmanlı padişahları burayı sürekli geliştirdiler ve 16. 17. yüzyılda Akdeniz'in en büyük gemi yapım merkezi yaptılar. Deniz mühendisliğinde çığır açılmış, öncü buluşlar ve yaratıcılık zirveye çıkmış. Kızaklar, torpido fabrikaları, pervane dökümhanesi, hastane, hamam ve okul gibi kompleks bir sanayi bölgesi yüzyıllarca İstanbul'un endüstri piyasasını başarıyla taşıdı. 1918 yılında İstanbul'un işgalinden sonra tersane Gölcük'e taşındı. 1941'de Boğazlar Sözleşmesiyle tekrar Haliç'e döndü. Bu tarihten sonra yani Cumhuriyet döneminde daha çok gemilerin rutin bakım ve onarımı için kullanıldı.
1995 yılında endüstriyel yapıların yeniden yapılandırılması ve işletilmesi adına Tersane-i Amire sit alan olarak ilan edildi. Bu kapsamda 2010 yılında Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından projelendirilip, 2019'da o zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından temeli atıldı.
2013 yılında yap işlet devret ihale yöntemiyle 49 yıllığına Tersane İstanbul'un yönetim kurulu başkanı Fettah Tamince'ye verildi. İstanbul'un kültürel ve tarihi dokusunu bozmadan, yüzyıllarca etrafındaki o yüksek duvarlardan kurtarılıp, Haliç'in muhteşem manzarasında Ayasofya'dan Balat'a, Süleymaniye'den Fatih Camisine, Fener Rum Patrikhanesinden Demir Kiliseye bakan bambaşka bir vizyona sokuldu.
Haliç!in kuzeyinde 1.8 km'lik sahil şeridiyle, 27 tane tarihi yapısıyla, konaklama, yerleşim, sanat ve kültür aktivitelerinin sağlanacağı alanlar, binalar, gastronomi ve alışveriş için en ünlü restoranlar, mağazalar, büyük bir AVM, çocuklar için tiyatrolar, oyun alanları, şimdilik 4 müze, eğlence mekanları ve sahil şeridinde doyasıya manzarayla, geçen gemileri izleyip, karşıdan Galata'ya selam veriyorsunuz.
Ayrıca 5700 araç kapasiteli oto parkıyla park sorunu yaşamıyorsunuz. Turistler için de İstanbul'un göbeğinde böyle muhteşem bir yerde, lüks otellerde konaklamak İstanbul'un vizyonuna değer katıyor.
Türkiye'nin en büyük sanayi ve kültürel miras alanı Tersane-i Amire, İstanbul'un en güzel yerinde, muhteşem bir değişimle Türk Halkına kazandırılmıştır. Tarihe tanıklık etmiş Haliç'in muhteşem siluetine bakan yeni bir pencereden, geçmişle geleceği sentezleyip, yeni bir kent kültürünü burada hissedebilirsiniz. Bu tam olarak verilmiş diyebilirim. Her detayı özenle düşünülmüş bir mimarlık abidesi olmuş. Tek kelimeyle bayıldım.
İstanbul'da gidilecek yerler arasında en başı çeken bir lokasyon olarak görüyor ve sizlere de tavsiye ediyorum. Herkese Sevgiler, Selamlar.
Merhabalar, sizlere Mandalinanın başkenti Seferihisar'dan sesleniyorum. Buralarda son günlerde mis gibi mandalina kokusu esiyor, her yer mandalina kokuyor, her yer turuncuydu, o kadar güzel ki..
Seferihisar Belediyesinin katkılarıyla düzenlenen 25. Seferihisar Mandalina Şenliği her zamanki gibi çok eğlenceli ve güzel geçti. Mandalina üreticilerinin emeğini, bereketini, ve sürdürebilirliğinin öneminin yansıtıldığı festivale Seferihisarlılar büyük bir ilgi gösterdi, çevre illerden gelen turlar dolusu insanlar Seferihisar’ın keyfini doyasıya çıkardılar. Dolayısıyla oteller, mekanlar çok iyi iş çıkardı bugün. Birlikte dayanışma, destek verme adına çok renkli bir gün geçirdik.
Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin açılışı İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve protokol ile kortej yürüyüşüyle başlattı. Arkalarındaki insan seliyle konfeti yağmurunda festival alanına yürüdüler. Festival konuşmasında İsmail Yetişkin kendisinin de bir çiftçi çocuğu olduğunu ve bu toprakların emeğini, kültürünü çok iyi bildiğini, Seferihisar'ın değerlerinin her zaman yaşatılacağının ve daha ileriye götürüleceğinin sözünü verdi. Üreticinin emeğinin karşılığını bulamadığını, fiyatların maliyeti karşılamadığını belirterek, devletin ve tüm yetkili kurumların mandalina üreticileri için acil önlemler alması gerektiğini söyledi. "Üreticinin alın teri, bu memleketin geleceğidir. Bizler bu geleceğe sahip çıkmak zorundayız. "Dayanışmayla güçleneceğiz, toprağımıza sahip çıkacağız, üretime devam edeceğiz ve yarınlarımıza umutla yürüyeceğiz." diyerek konuşmasını tamamladı.
Dr. Cemil Tugay konuşmasında ; "Bu mücadeleyi birlikte yapacağız, sokakları mis gibi mandalina kokan bu şehirde , burada olan ve olmayan herkese sesleniyorum; büyük milletimizin herhangi bir yanlış önünde diz çökeceğini düşünenler varsa, boşuna hayal kuruyorlar. Bizler hiç bir yanlışın önünde diz çökmeyeceğiz. Bütün sorunlarımızı ve sıkıntılarımızı çalışarak, birbirimize sahip çıkarak çözeceğiz. Bu işin mücadelesini yapan herkes burada. Bu büyük mücadele grubuna hepinizi katılmaya davet ediyorum." dedi.
Sunuculuğunu Mehmet Necati Şentürk'ün yaptığı şenlikte sahne hiç boş kalmadı, Seferihisar'ın yetiştirdiği müzisyenler, dansçılar ve en dikkat çeken Seferi Çınar Yaş Alma Merkezinin sunduğu halk oyunları dans gösterisi büyük ilgi gördü. En iyi mandalinalı yemek, En iyi mandalinalı tatlı, Seferihisar'ın kral ve kraliçe yarışması, En iyi mandalina yetiştiricisi, En iyi hediyelik eşya üreticisi, Rebeteos dans gösterisi , Orhanlı Köyü Doğa ve Gençlik Spor Kulübü Ekibi Gösterisi, Chaos Famos konseri, Neşeli Bale ve Dans Akademisinin gösterileri ilgiyle izlendi. En son Duygu Yaparsoy konseri ve Haluk Levent konseri muhteşemdi. Haluk Levent İzmir'i İzmir'de Haluk Levent'i çok seviyor.
Festival alanı ve sokaklar aşırı kalabalıktı, mandalina üreticileri satamadıkları mandalinaların hiç olmazsa bir kısmını satmış oldular. Bir hayli stand vardı ve hepsi birbirinden güzel el emeği doğal ürünlerle doluydu. Fakat mandalina üreticileri hala mandalinalarını ağaçlarda bekletiyorlar, çünkü bu yıl alıcı çok az para veriyor diye satamıyorlar. Bu güzelim mandalinaların çürümesine göz yumulamaz. Burada emek var toprağın bereketi var ve bir takım insanlar üreticileri zor durumda bırakmamalıdır. Lütfen buna bir çözüm bulunsun, devlet yetkilileri acilen çözüm üretsinler. Çünkü mandalinalar fazla beklemeye gelmez, çürürler. Mandalina üreticileri çok endişeli gerçekten hepsiyle konuştum ve emekleri ziyan olmasın diliyorum.
Gelelim Seferihisar Mandalinasının neden bu kadar ünlü, neden bu kadar lezzetli olduğuna. Hemen kısaca açıklayayım ; Seferihisar Mandalinası ince ve pürüzsüz bir kabuk ve ince dilim zarına sahip olması, Satsuma mandarinine özgü basıklığı göstermesi ile tat ve aromasının güzelliğidir. Ne çok tatlı ne çok ekşi.. Kuzeyi kapalı, güneyi açık, nem birikimi sağlayan söz konusu bölgede Satsuma mandalina türünün kabuğu daha ince olmakta ve meyve şekli yassılaşmaktadır. Ege’nin diğer yörelerinde yetişen mandalinalardan farklı kılan özelliği Seferihisar Mandalinasının rengi ağaçtayken sararır ve iklim, toprak koşulları nedeniyle doğal rengi sarı olan ürüne sarartma uygulanmamasıdır. Dolayısıyla mandalina sarartma işlemi uygulanmadan , doğal haliyle yiyebileceğimiz mandalinalar coğrafi işaretli ürünler listesinde yer almaktadır.
Benim evimin olduğu bölgede yüzlerce mandalina ağacı var ve daha kabukları yeşilken koparıp yemek, o kokuyu hissetmek haz verici. "Seferihisar’a Mandalina Fidanları 1953 yılında 600 adet Satsuma mandalinası dikilmesiyle başlamıştır. Seferihisar’da diğer yörelere nazaran kıyıdan uzaklaşıldığında yükselti hızla artmadığından mandalina yetiştiriciliğine yönelik daha geniş bir alan bulunur ve denize nispeten uzak bu alanlarda tuzluluk sorunu yaşanmaz. Topraktaki tuzluluk, mandalinada kaliteyi düşürür, bu sorun Seferihisar’daki mandalina bahçelerinde yaşanmaz. “Geğis” adı verilen ve denizden aldığı tuzlu nemi bahçelere taşıyan rüzgar mandalina ağaçlarında tuz yanıklarına sebep olurken, denize uzak bahçeleri çoğunlukta olan Seferihisar’da bu sorun asgari düzeydedir." Bu bilgiler için @seferikeci ye teşekkürler 🙏
Bir de Seferihisar'ın hayvan dostu çok akıllı bir Ferdi'si var, onunla tanıştım. Ferdi evinin önünde tezgah kurup mandalina satıyor ve bu işi sadece sokak hayvanlarına mama alabilmek için yapıyor. Bu yaşta bu kadar duyarlı olduğu için, merhametli olduğu için, geleceğin başarılı girişimcisi Ferdi'yi tebrik ediyorum. Etrafındakilere de bulaşsın çocuğum.
Şu an tezgahlarda kilosu 25 ile 30 tl arasında satılan mandalinanın bereketli olması ve yerlerde çürümeden sofralarımıza gelmesini umut ediyoruz. Bereketli topraklarımızda tarımı bitirmelerine izin vermeyelim.
Sevgiyle kalın, mandalina kokulu Seferihisar'dan selamlar olsun.
Burası cennette bir yer olmalı, bir baksanıza şu güzelliğe, doğanın cömertliğini fazla fazla gösterdiği bir yerdeyim. Kazdağlarının eteklerinde bir dere kenarında, asırlık ağaçlar, yemyeşil doğa, çiçekler, kuş sesleri harmonisinde hayallere dalıyorum, beynimi kemiren ne varsa unutuyorum, abartmıyorum, gerçekten öyle hissediyorum. Burası tam kafa dinlemelik bir yer, mesela yoga, meditasyon ve ritüeller için on numara
Burası Manastırhan butik otel Kazdağları, Balıkesir Edremit’e bağlı Altınoluk ile Akçay arasında, Kazdağlarının eteklerinde eski bir Yunan manastırı olarak biliniyor. Osmanlı zamanında yolcu hanı olarak değiştirilmiş ve yolcuların konakladığı bir han olmuş. Önünden geçen derenin adı Manastır Deresi, köprü Manastır Köprüsüdür.
Manastırhan o kadar güzel mimari yapıya sahip ki görmelisiniz. Her köşesi ayrı dizayn edilmiş, zevkli otantik tasarımlarla yenilenmiş yeni sahipleri Uğur ve Murat bey tarafından. Sanırım 5 yıl önce . Tamamiyle eski taş bina ve taşların döşenişi bile farklı. Kocaman bahçesi, havuzu, yazlık ve kışlık restoranı, havuz barı, kafeteryası ve 13 farklı odadan oluşan konseptiyle fark yaratıyor.
Toplantı ve konferans salonlarındaki ortam çok güzel ve buraya bunun için çok geliyorlar, hatta ben oradayken belediye başkanı kahvaltılı toplantı yapmıştı.
En dikkat çekici özelliği ise bahçenin kenarında 480 yıllık dev bir Çınar ağacının olması. Meğer Atatürk ölmeden önce Burhaniye ve Edremit tarafına giderken burada mola vermiş ve oranın muhtarı Ahmet Altay ile kahve içmiş , ona büstünü hediye etmiş. Bunu duyunca sanki Atamı yanımda hissettim, onun yıllar önce burada bulunması önemli bir detay ve bu yüzden Anıtlar kurulu bu dev çınarın adını Atatürk Çınar Ağacı olarak tescillemiş.
Gelelim restoran kısmına ; yetenekli şeflerin ellerinden Kuzey Ege mutfağına dair her yemeği yapıyorlar. Taze, mevsimlik sebzeler, meyveler kullanılıyor. Mutfağı gezdim, tertemiz ve düzenliydi. Restoran bölümü on numara , eskiye dair otantik, nostaljik eşyalar, soba ve büfeler, masalar hepsi çok özenle seçilmiş besbelli
Kahvaltı tabağı abartısız, canınız ne isterse hemen yapıyorlar. Sonra kahve içmek burada o kadar keyifli ki Dere kenarında su sesi var bir yandan restoranın müzik arşivinde çalan “ fikrimin ince gülü “ çalıyor ve ben o ana kitleniyorum.
Biraz da sahiplerinden bahsedeyim. İki erkek kardeşin işlettiği bu butik otel Uğur ve Murat bey dünya tatlısı insanlar, beni çok güzel çok samimi ağırladılar. Gelen her müşteriye misafir gözüyle bakıyor ve çok ilgileniyorlar. Bahçede 4 tane köpek var, onlara zaten bayıldım. Bunun dışında cins kuşlar da var. Dedim ya burası bir cennet ve burada insanın ömrü uzar, dert tasa kalmaz.
Kaldığım oteller içinde en çok beğendiğim otel Manastırhan Kazdağları Butik Otel diyebilirim, hatta eminim. Daha güzelini görene kadar
Tekrar burada kalmamı sağlayan @festoliveedremit @edremitticaretodası ve @edremitbel e çok çok teşekkür ediyorum. Ve tabiki Uğur beye de sonsuz teşekkür ediyorum.
Dünyanın lider kripto borsası Bitget, Türkiye kullanıcıları için Ramazan’a özel kampanyasını duyurdu. Hem yeni, hem de eski kullanıcılara yönelik olan bu kampanya ile Bitget, kullanıcılarına 75 bin dolar değerinde ödül havuzu, 1 adet Macbook Pro ve bir adet iPhone 14 hediye edecek.
Ramazan Hep Birlikte Paylaştıkça Güzel
Bitget Türk kullanıcılarınu mutlu etmeye devam ediyor. Bitget’in geleneksellmiş Ramazan Hep Birlikte Paylaştıkça Güzel kampanyası bu sene de büyük hediyelerle tekrar ediyor.
Bitget’in Türkiye kullanıcıları için Ramazan’a özel kampanyasında hem yeni, hem de eski kullanıcılar büyük ödülleri kazanabiliyor. İşte ödül detayları.
75.000$ Değerinde Mega Ödül Havuzu
Kampanya sayfasından kampanyaya katılarak görevleri yerine getiren kullanıcılar toplam 75 bin dolar değerindeki ödül havuzundan pay kazanma şansı elde edecekler.
Macbook Pro
Şanslı Kullanıcı Ödülü şartlarını tamamlayan şanslı Bitget kullanıcısı Macbook Pro kazanacak.
iPhone 14
Şanslı Kullanıcı Ödülü şartlarını tamamlayan şanslı Bitget kullanıcısı Macbook Pro kazanacak.
23 Mart’ta başlayan kampanyaya, 6 Nisan 2023’te sona erecek.
Bitget’in Türkiye’deki tüm listeleme ve kampanyalarından haberdar olmak için Bitget Türkiye Topluluğuna buraya tıklayarak katılabilirsiniz.
Bitget Hakkında
2018 yılında kurulan Bitget, temel özellikleri olarak yenilikçi ürünler ve sosyal işlem hizmetleri ile dünyanın lider ilk beş kripto para borsası arasındadır ve şu anda dünya çapında 100’den fazla ülkede 8 milyondan fazla kullanıcıya hizmet vermektedir.
Borsa, kullanıcılara tek noktadan ve güvenli işlem çözümleri sağlamayı taahhüt ediyor ve Arjantinli efsanevi futbolcu Lionel Messi, İtalyan lider futbol takımı Juventus, PGL Major’ın resmi espor kripto partneri ve lider espor organizasyonu Team Spirit dahil olmak üzere güvenilir partnerle işbirlikleri yaparak kripto kullanımını artırmayı hedefliyor.
Van Kahvaltısı yapmaya Van'a gitmeye ne dersiniz..? Van lezzetlerini Van yemek ve gastronomi kültürünü yakından tanımak Van'ın eşsiz havasını aurasını hissetmek bana çok iyi geldi.
1-3 Haziran tarihleri arasında Van'da ilk defa bir Gastronomi Festivali düzenlendi. Ben de bu festivale iştirak etme mutluluğunu yaşadım ve bunun için festivali düzenleyen Van Büyük Şehir Belediyesi, Van Valiliği ve Van valisi Dr. Ozan Balcı, Van İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Doğu Anadolu Aşçılar ve Pastacılar Federasyonu ve Van Aşçılar ve Pastacılar Derneğine çok teşekkür ediyorum.
Festivali organize eden Doğu Anadolu Aşçılar ve Pastacılar Federasyonu şeflerinden Nurullah Kaplan ve Ali Geyik iki değerli şefimize katkılarından ve özverilerinden dolayı teşekkür ediyorum.
İlk defa düzenlenen bu uluslararası festivale Yunanistan, İran, Kırgızistan, Azerbaycan, Cezayir, Tunus ve Türkiye'nin bir çok ilinden 70 kadar chef katıldı. Ardahan Üniversitesi Gastronomi Bölümü, Okan Üniversitesi, İstinye Üniversitesi, Diyarbakır Dicle Üniversitesi, gazeteciler, bloggerlar, yemek yazarları ve influencerlar da bu festivaldeydiler.
Van lezzetleri, Van kültürü, gelenekleri, Van ilinin tarihi değerleri, gastronomik geçmişiyle günümüze yansıyan özellikleri, Van ilinin coğrafi yapısında yetişen yöreye özgü endemik bitkilerle bütünleşen besin değerlerini tanımak ve tanıtmak amacıyla katılım sağlayan herkesin bu anlamlı görevi yerine getirdiğinden süphem yok. İlk defa düzenlendiği için biraz eksikleri olabilir lakin Vanlıların o gülen yüzleri, sıcacık gönülleri bu eksikleri hissettirmedi diyebilirim.
Üç günlük festival programında şeflerin yemek yarışmaları, Gastronomi öğrencileri için kategorili yarışmalar düzenlendi ve kazananlara ödüller verildi. Ünlü şefler, öğretim üyeleri, gastronomi uzmanlarının söyleşileri, workshopları ilgiyle izlendi.
TUNUSLU VE YUNAN ŞEFLERLE
Van yemek kültürünü ilk defa bu festivalde deneyimledim. En merak ettiğim VAN Gölüne karşı #vankahvaltısı yapmaktı. Ama bizi Gürpınar'da Yoldüştü köyüne getirdiler ve hakiki Van kahvaltısını burada yaptık. Köyün muhtarı, eşi ve diğer köy insanlarının bizim için hazırladığı muhteşem kahvaltı sofrasında neler mi vardı..?
GÜRPINAR YOLDÜŞTÜ KÖYÜNDE VAN KAHVALTISI
VAN KAHVALTISI
Van otlu peyniri, yörenin yaylalarında yetişen endemik otlarla koyun sütünden yapılan ve durdukça güzelleşen özel bir peynir.
Van kaymak ve yoğurdu illaki Van kahvaltısında olur. Yine koyun ya da manda sütüyle yapılan ürünler.
Van'ın yayık tereyağı da çok lezzetli, çünkü doğal beslenen koyun ve ineklerin sütünden elde ediliyor.
Taze köy yumurtası
Yine yumurta un ve tereyağıyla yapılan Murtuğa..sanki çok farklı geldi bana ve güzel..
Kavut ise öğütülmüş buğdayın tereyağıyla kavrulması ve sonra bal ya da pekmezle tatlandırılmasıyla oluşan değişik bir kahvaltılık. Helvaya benzettim ben ve buğdayla olması daha sağlıklı tabiki..
Yayla balını da çok beğendim. Bunun dışında gül reçeli, helva, otlu cacık..
Van Mutfağında kavurma et ve otlar hakim. Hamur işlerinde en çok lavaş ve tandır ekmeği yapılıyor. Yüzyıllardan beri süregelen yemek kültürü zamanla değişse de eski geleneksel yemekler unutulmamış. Van ilinde bu işi çok güzel yapan mekanlar açılmış. Van depreminde diğer illere göç eden bir çok Vanlı sonra geri döndüler ve bunların içinde aşçılar da var. Özellikle büyük illerde kendilerini bu zaman zarfında çok iyi yetiştirmiş şefler şimdi kendi memleketinde çok güzel işler yapıyorlar.
Van'da geleneksel lezzetler hala yaşatılmaya çalışılıyor, tabi şimdiki hayat şartları bir hayli zorluyor. Tarım ve hayvancılık gereken desteği görmeli Türkiye'nin her bölgesinde olduğu gibi. Geçim kaynağı sadece Tarım ve hayvancılık olan Van'da turizm de gereken seviyede değil. Van gölü dünyanın harikalarından biridir. O kadar muhteşem ve doğal bir güzelliği bambaşka değerlendirip turizme değer katacak düzeye getirmek ve Van ili esnafına kazanç kapısı sağlamak gerekiyor. Şehre bir çok yerli ve yabancı turist akını var ama tanıtım az aslında, daha çok gelebilir.
Bir de Van'ın havasından bahsetmek istiyorum. Yaz ayları Van'da mayıs sonu ve temmuz sonuna kadar sürüyor. Geceleri ılık esen rüzgarına bayıldım, gündüz güneş fazla yakmıyor ama hiç nem yok, o yüzden sıcaktan bunalmıyorsunuz. Van gölünü doyasıya seyretmek, göle karşı bir şeyler yiyip içmek inanılmaz keyifli ve güzel.
VAN YEMEKLERİ
BAŞLICA VAN YEMEKLERİ İSE ŞÖYLE ;
KELEDOŞ,
TUZLU BALIK
İNCİ KEFALİ
AYRAN ( KURUT ) AŞI , GIRAR
EL BÖREĞİ
HELİSE
SERENGER
MURTU
KÜRT KÖFTESİ
VAN PASTASI
GÜL ŞERBETİ
PERDE PİLAVI
MERCİMEK PİLAVI
EVELİK AŞI
KAVURMALI ERİŞTE AŞI
DAĞ OTLARIYLA BULGUR PİLAVI
KAVURMALI EKŞİLİ
TIRŞİK, TİRŞO EKŞİLİ PANCAR
ACEM KÖFTESİ
VAN CACIĞI
ÇATAL TATLISI
EĞDEK TATLISI
VİRİK ( VAN YÖRESEL ÇORBA)
VAN ÇÖREĞİ
İÇLİ KÖFTE
VAN BAKLAVASI
KAVUT
MURTUĞA
VAN'DA GEZİLECEK BİR ÇOK YER VAR, TABİKİ BUNLARIN EN BAŞINDA VAN GÖLÜ VAR.
1646 METRE YÜZEY RAKIMI, 451 METRE DERİNLİĞİ OLAN VAN GÖLÜNÜN ETRAFI YÜKSEK DAĞLARLA ÇEVRİLİDİR.
Van Gölü
Akdamar Kilisesi
İlk defa böyle dağlar gördüğümü söyleyebilirim. Volkanik yapıya sahip bu dağlarda yer yer kar tabakaları var ve bu beni şaşırttı.
Göl içerisinde 4 ada var irili ufaklı, bunlar Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır.
Ben Akdamar adasına gittim. Tekne turlarıyla gidilen Akdamar adası eşsiz bir seyir keyfi yaşatıyor gölün ortasında. Martıların sesleri, endemik otlar ve badem ağaçlarıyla harika bir ada burası. Adada bulunan tarihi Akdamar Klisesi ise muhteşem bir mimariye sahip. Adanın bir de hikayesi var. Rivayete göre bu adada yaşayan Ermeni baş kesişin çok güzel bir kızı varmış, adı Tamara olan bu güzel kızın adanın çevresindeki köylerde yaşayan bir çobanın aşkıymış. Her gece adaya yüzerek giden genç çoban Tamara'yla buluşurmuş. Tamara el feneriyle gence ışık tutup yerini belli edermiş. Durumu öğrenen babası fırtınalı bir gecede feneri farklı yerlerde tutarak gencin şaşırmasına ve yorulmasına sebep olmuş ve zavallı genç gölün mavi sularına gömülürken "AH TAMAR" diyerek can vermiş. Bu haykırışı duyan Tamara'da kendini gölün sularına bırakıvermiş. Böyle de acıklı bir hikayesi olan bu adada bir de kilise vardır. Akdamar Klisesi..
MS 915-921 yılları arasında mimar keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Vaspurakan Hanedanı Kral 1. Gakik o dönemlerde kiliseyi Kudüs'ten İran'a kaçırılan ve sonra 7. yy da Van'a getirtilen Gerçek HAÇ'ı saklamak için yaptırmış. Bu kilise daha sonra manastıra çevrilmiş ve Ermeni Patrikliğinin merkezi olmuş. Kutsal Haç Kilisesi olarak biliniyor.
Festivalin ikinci günü bizi Gürpınar ilçesinin Yoldüştü köyüne getirdiler. Yolda giderken karşıya geçen koyun sürüsü hepimizin ilgisini çekti doğrusu. Arabalardan inip onları izledik, sevdik. Köye vardığımızda bizi köyün muhtarı karşıladı. Hakiki Van Kahvaltısını burada yaptık. Doğal kahvaltılıklar ve köy evinin bahçesinde, sıcacık köy insanlarıyla beraber kahvaltı etmek inanılmaz güzeldi. Hepsine ayrı ayrı buradan tekrar teşekkür ediyorum.
Daha sonra NORDUZ YAYLASINDA Van otlu peynirinin üretimini deneyimledik. Yayladaki koyun ve keçilerle baya haşır neşir olduk, hatta ben bile koyun sütü sağdım ama beceremedim.
Şimdi de muhteşem VAN KALESİ'inden bahsetmek istiyorum.
Van Kalesi sert kayalar üzerine inşa edilen, 1800 metre uzunluğunda, 120 metre genişliğinde ve 80 metre yüksekliğinde muhteşem bir görüntüye sahiptir. Gözümü alamadan baştan başa gezdiğim kaleyi çok beğendim. Gerek mimarisi gerek hissettirdiği tarihi ile hayran kaldığım bir yer oldu. Tuşpa ( Van ilinin eski adı ) adıyla uzun yıllar URARTU KRALLIĞININ başkenti olmuş. Bu arada Van ilk olarak Hunniler tarafından kurulmuş 2000 yılında Burada açık hava tapınakları, kaya mezarları, sur duvarları, pers yazıtları var. Kesme taş malzemesiyle yapılan kale burçları barındırıyor. Urartulardan sonra Osmanlı'ya geçen kalede Hüsrev Paşa Camii ve külliyesi bulunmaktadır. Camiyi gezdik ve hayran kaldım doğrusu. Biraz iç taraflarına doğru yürüdükçe çimenlerin ıslak olduğunu fark ettim. bataklık yani sulak topraklarda yer yer küçük dereler akıyor. Çok bereketli bu topraklarda şimdi insanlar piknik yapmak için geliyor. Yeşillik ve doğa inanılmaz güzel. Lakin aşırı sinek var...
Etrafında bir tane cafeye rastladık. Keşke daha çok olsaydı, çünkü gezerken yoruluyorsunuz ve oturup bir şeyler yiyip içmek istiyorsunuz. Bu da büyük bir eksiklik bence. Kale içinde tarihi VAN EVLERİ vardı bir kaç tane. Kalenin alt kısımlarında gezinirken eşsiz doğası beni büyüledi.
Son olarak VAN ARKEOLOJİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ 'nden bahsedelim. Doğrusunu isterseniz böyle güzel dizayn edilen şık bir müze hiç görmedim. O kadar çok tarihi kalıntılar ve temsili görseller var ki hayran kaldım ve keyifle gezdim. Urartular'dan bugüne değin Van ilinin tarihi kültürel mirasını çok güzel yansıtıyor. Müzeyi sanal olarak gezebilirsiniz buradan.
Müzeye giriş ücreti 15 tl ve pazartesi günleri kapalı. Müze kart geçerlidir.
Festival boyunca beni ağırlayan Evliya Çelebi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Uygulama Oteli çalışanalarına da çok çok teşekkür ediyorum. Otel çok konforlu, tertemiz ve mis kokuluydu. Kahvaltısı ve yemekleri muhteşemdi, mutfağı tertemiz ve özenliydi. Bir tek çaylarını beğenmedim, çok açık içiyorlar ve ben söyledikten sonra daha demli yapmaya başladılar..)
Otel Edremit ilçesinde Van gölünün kenarında çok güzel bir lokasyona sahip. Geniş orta avlusunda keyifle çayınızı kahvenizi içebilirsiniz. Van'a giderseniz kesinlikle tavsiye ederim.
Tüm bunların dışında çok güzel insanlar tanıdım, Van'ı hiç böyle hayal etmezdim, beni büyüleyen bir şehir oldu gerçekten. Umarım seneye tekrar giderim. İyi ki gittim dediğim şehirlerdensin VAN...Doğu illerimiz daha çok desteği hak ediyor, daha çok önem verilmesi gerekiyor. Daha çok anlatacak şeyim var, gerisi bir başka geziye inşallah.
Dilek Toksoy
Festivalde çektiğim fotoğraflar aşağıdadır.
Süt sağan kadınlar
YOLDÜŞTÜ KÜYÜNDE VAN KAHVALTISI
VAN MÜZESİ
FESTİVALDE YAPILAN YEMEK SUNUMLARI
1567 yılında Van Beylerbeyi Köse Hüsrev Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan HÜSREV PAŞA CAMİİ VE KÜLLİYESİ.